Dijital Dönüşüm Çağında Öğretmenin Rolü

Bir çocuk için öğretmeni, yetişkinlerle ve dünyayla ilişkisini tanımlamada yakın aile üyelerinden sonra en güçlü etkiye sahip kişidir. Hatta bazı çocuklar için öğretmenlerinin, çekirdek ailelerinden de büyük bir etkisi vardır. Öğretmen bir çocuk için sadece akademik bilgiye eriştiği kişi değil, aynı zamanda sosyal ve duygusal açıdan dünyaya uyumlanmada ve gelişimde rehberidir. Araştırmalar, akademik başarının tek başına hayat başarısını ve mutluluğu garantilemediğini ifade ediyor. Ve bilgi artık her yerde. Çocuğun öğretmeninin yalnızca bilgisine değil, onunla kurduğu bağa, etkileşime, mentorluğuna ve yol arkadaşlığına ihtiyacı var.

 

Çocuk; onu birey yapan, sosyal ve duygusal açıdan geliştiren, biricikliğiyle ve doğasının getirdiği tüm özelliklerle varlığının fark yaratmasına ve kabul görmesine ortam sağlayabilecek yaklaşım ve tutumları öğretmeniyle keşfeder. Bu nedenle öğretmenin bir çocuğun yaşamındaki fonksiyonunu sosyal, duygusal boyutlarıyla da değerlendirmek çok önemlidir. Çünkü mesleğin profesyonelliğinin yanında, sanatsal boyutudur asıl yaşama dokunan.

Çocuğun başarması için gereken taşları kaldırıma döşeyen, başardığında mutluluğunu en az onun kadar paylaşan, potansiyelini fark etmesi için destekleyen, düştüğünde ayağa kalkabilmesi için ihtiyaç duyduğu becerileri kazandıran kişidir öğretmen. Empati kuran, dinleyen, dünyaya onun penceresinden ve onun yaşam sevinciyle bakabilen bir rehberdir. Çocuğun sosyal kabul aldığı önemli referans noktalarından biridir. Ağladığında, hata yaptığında, korktuğunda, zorlandığında, güvenerek, tüm çocuksu masumiyetiyle ve merakıyla var olabildiği, kırılganlıklarını paylaşabildiği, kabul çerçevelerini oluşturduğu rol modeldir öğretmen.

 

Eğitimin niteliği çağın hızına ayak uydurmalı

Teknolojinin, inovasyonun, yaratıcılığın ve girişimciliğin kaçınılmaz olduğu bir çağdayız. Bu kavramlar, hayatımızın doğrudan veya dolaylı olarak içinde yer alıyor. Dahası bu çağ en başta çocukların eğitim niteliğinin bu hıza ve becerilere uyum sağlamasını gerektiriyor. Çünkü gelecekte insanlığı ve yaşamı mikro veya makro boyutta etkileyecek olan onlar. Nitelikli eğitim, kendilerinden önceki sistemleri kullanılamaz hale getiren yıkıcı inovasyonların, iş modellerinin ve çalışanlardan beklenen bilgi-becerilerin değiştiği ve daha da değişeceği öngörülen bir dünya için her zamankinden daha da yaşamsal. Bu yaşamsal öneme sahip bilgi ve becerilerin kazandırılmasında ise öğretmenler başrol oyuncuları. Peki, bu oyunun geleceğinde öğretmenlerin rolü ne olacak?

 

 

Geçmişte hayal gibi görünen ancak günümüzde gerçekleştiğine şahitlik ettiğimiz yapay zekâ uygulamalarının yaygınlaşması, uzaktan eğitimin zaruri sebeplerle de olsa kullanımının hızlanması ve pandemi döneminde olduğu gibi belirli dönemlerde tek seçeneğimizin olması, öğretmenlerin rolünü ve önemini daha da artırıyor.

 

Amaç çocuğun bütünsel gelişimini sağlamak

Bu rolün bugününü ve geleceğini öngörebilmek için öncelikle insanlık tarihinde pek çok açıdan ilklerin yaşandığı bir zamanda olduğumuzu fark etmemiz önemli. Tarihte ilk kez çocuklar, yetişkinlerden daha fazla ve hızlı bir şekilde bilgiye erişebiliyor. Dünyada bir dakikada üretilen ve erişilebilir olan bilgi, geçmişteki üretim ve erişim düzeyiyle kıyaslandığında karşımıza şu tablo çıkıyor: Artık bilgiye erişim değil; doğru bilgiye erişim yolları, bilginin geçerliliğinin teyidi ve anlamlı kullanımı yaşam becerileri arasında yer alıyor.

 

Bunun yanında, biz yetişkinlerin geçmişte öğrendiği, bugün de çocuklara öğretmeye çalıştığı pek çok bilgi ve beceri gelecekte kullanmaya ihtiyaç duyulacak olanlardan çok farklı ve çeşitli. Eski bildiklerimizi bir kenara koyarak, yeni şeyler öğrenip mevcut beceri setlerimizi yeniden tamamlayabildiğimiz ölçüde sistemde anlamlı bir yer edinebileceğiz. Sadece bilgi sahibi olanlar değil, yeni çağın gerektirdiği becerilere sahip olanlar, bu becerileri gelişim odaklı bir zihniyetle yaşam boyu öğrenme üzerine kuranlar yaşam dinamiklerinde sağlam durabilecekler. Bu nedenle öğretmenlik için bugüne kadar tanımlanan beklentiler ve yeterlikler, artık bambaşka düzeyde alan uzmanlığı, farklı beceri setleri ve tutumlar gerektiriyor.

Tüm bunlar biz yetişkinlerin gözünde bu çağda ayakta kalmanın, anlamlı işler yapmanın, içinde bulunduğumuz, tasarımında veya işleyişinde rol aldığımız ekosistemin gereklilikleri. Bu ekosisteme çocukları hazırlamak üzere kurulan okul ve çocuğun okuldaki en yakın ilişkisi olan yetişkinin yani öğretmenin amacı ise, çocuğun birey olarak bütünsel gelişimini sağlamak.

 

Eğitim sistemleri yeniden tasarlanabilir, bireysel öğrenme daha geçerli hale gelebilir ya da yapay zekâ yaşamı kolaylaştıran pek çok çözüm önerisiyle gelebilir. Ancak bir çocuk ağladığında ona şefkatle sarılan, başını okşayan, varlığını kabul eden, başarabileceğine inanan, içinde bulunduğu zorlu koşullar içinden bambaşka bir geleceğe hazırlanmasında umut veren, güvenen, sevgi dolu bir öğretmenin yerini tutmayacaktır. Sonuç olarak çocuk, her zaman çocukluğun getirdiği ihtiyaçları taşıyacak. İnsan da doğası ve gelişim özellikleri gereği sosyal-duygusal bir varlık. Bu gerçeklerden yola çıkıldığında, teknolojiyle bilginin edinimi ve kullanımına dair artık bireysel sistemler üzerinden ilerlenecek bir geleceğe yöneldiğimizi bilsek de bir şey aynı kalacak. Temel gelişim ihtiyaçlarımız ve insani özelliklerimiz düşünüldüğünde öğretmenler, yapay zekânın ve inovasyonun karşılayamayacağı ihtiyaçları için daima öğrencilerinin yanlarında olmaya devam edecekler.