Copyright © 2026, T. Garanti Bankası A.Ş
Dünya ekonomisi, alışılagelmiş kuralların yeniden yazıldığı, ezberlerin bozulduğu tarihi bir dönüşümden geçiyor. Garanti BBVA olarak bu süreci yakından izlerken aldığımız notların başında şu gerçek geliyor: Ekonomik verilere bakmak önemli ama yeterli değil. Analizimizin merkezine; jeopolitik riskleri, değişen küresel trendleri ve kurumsal dayanıklılığı da koymak zorundayız.
Katıldığım son panellerde ve Uluslararası Ekonomi Zirvesi’ndeki gözlemlerimde bir noktanın özellikle vurgulandığını fark ettim. Dünya artık sadece "maliyet minimizasyonu" peşinde değil. Savaşların ve çatışmaların gölgesindeki bir dünyada yaşıyoruz ve dolayısıyla “güvenlik ve öngörülebilirlik” gibi kriterler oldukça önem kazanmış durumda.
Küreselleşme Bitmiyor, Stratejik Katmanlara Ayrılıyor
Finans dünyası olarak uzun yıllar boyunca küreselleşmeyi; verimlilik artışları, tedarik zincirlerinin optimizasyonu ve maliyetlerin düşürülmesi üzerinden okuduk. Bugün geldiğimiz noktada küreselleşme kavramının kabuk değiştirdiğini söyleyebiliriz. Tam da burada özellikle dikkat çekmek isterim ki bu kabuk değiştirme bir sona erme değil; nitelik değiştiren bir dönüşümden bahsediyorum.
IMF ve Dünya Bankası Bahar Toplantıları’ndaki ana gündem maddelerinden biri de tam olarak buydu: "Jeopolitik Parçalanma". Artık ülkeler ticari ortaklarını sadece maliyet avantajına göre kurgulamıyor. Bu ortaklıklar için başvurdukları yöntem, “kendilerini yakın hissettikleri bloklar arasından seçmek” oluyor. IMF çalışmalarının da gösterdiği gibi, bu "stratejik gruplaşma" eğilimi önümüzdeki dönemde küresel büyümeyi 0,2 ile 0,7 puan arasında aşağı çekebilecek bir risk barındırıyor. Sermaye akımları da bu yeni gerçekliğe uyum sağlıyor. Sermayenin sadece "en kârlı" olanın peşinden gittiği günler geride kaldı. Sermaye, yeni dönemde, "en güvenilir" ve "en öngörülebilir" limanları arıyor. Bugün finans dünyasında sıkça duyduğumuz friend-shoring (dost ülkeden tedarik) kavramı, küresel ticaretin bir kâr-zarar hesabı olmasının ötesinde bir güvenlik meselesi olduğunu teyit ediyor. Diğer yandan, yapay zekâyla beraber iş modelleri değişiyor ve bu hızlı değişen dünyada bizim de proaktif bir yaklaşımla dönüşümün bir parçası olmamız gerekiyor.
Ekonomik Analizde Büyük Verinin Artan Rolü
Bu yeni dönemde, ekonomiyi yalnızca geleneksel yöntemlerle analiz etmek artık yeterli değil. Küresel risklerin hızla değiştiği bir dönemde, ekonomik görünümü daha anlık, daha dinamik ve alt detaylara indirgeyerek daha yüksek doğrulukla analiz edebilmek kritik önem taşıyor.
Peki, bu kadar çok bilinmeyenli bir denklemde sağlıklı öngörüler nasıl üretilebilir? İşte burada BBVA Research ekibimizle üzerinde çalıştığımız “Ekonomik Modellemede Yeni Dönem” yaklaşımlarımız devreye giriyor. Açıklanan makro veriler, "geriye dönük" bir bakış açısı sunuyor. Oysa günümüzün hızı, çok daha proaktif bir perspektifi zorunlu kılıyor.
Yayınladığımız son Aktivite Görünümü Raporu’nda da göreceğiniz üzere, farklı büyük verilerin (big data) sunduğu öngörü gücünü çalışmalarımıza ve analizlerimize dahil ettik. Kredi kartı harcama verilerinden özel tüketim harcamalarının seyrine, firmaların nakit akışlarından ciro verilerine kadar farklı verileri günlük frekansta takip edebiliyoruz. Bu "anlık" okuma kabiliyeti bize en başta henüz gerçekleşmemiş risklere karşı pozisyon alma imkânı da sunuyor. Bu ayrıcalık, jeopolitik bir şok yaşandığında veya piyasa dinamikleri değiştiğinde bize sadece hasar tespiti yapma yeteneğinin çok üstünde bir analiz kabiliyetini işaret ediyor elbette.
Fırsatlar ve Stres Testleri Arasında Türkiye
Türkiye, bu türbülanslı ortamda hem ciddi avantajlara hem de yönetilmesi gereken hassas dengelere sahip. Üretim kapasitemizdeki çeşitlilik ve sanayimizin çevikliği, değişen tedarik zincirlerinde bizi güçlü bir alternatif kılıyor. Özellikle cari dengemizin en büyük savunma hattı olan turizmde, yabancıların POS cihazlarımız üzerinden yaptıkları kart harcamaları üzerinden takip ettiğimiz büyük veri göstergemiz, hizmet gelirlerimizin dış şoklara karşı ne kadar dirençli olduğunu kanıtlıyor.
Elbette madalyonun diğer yüzünü de göz ardı etmemek gerekiyor. Önümüzde dikkatle yönetilmesi gereken önemli bir başlık var: Beklenti Yönetimi ve Enflasyon Ataleti. Dezenflasyon sürecinin başarısı, aktörlerin geleceğe dair kurduğu güven ilişkisine bağlıdır. Yüksek enflasyonun yarattığı "atalet", yatırımcı nezdinde en temel belirsizlik kaynağıdır. Özellikle enerjiye olan dışa bağımlılığımız -ki bu yıl 70 milyar doları aşabilecek bir faturadan bahsediyoruz- dış şokların doğrudan risk primimize yansımasına neden oluyor. Bu nedenle, iyi bir para politikasının yanında, yapısal bir güven inşasıyla sermayeyi "kalıcı" hâle getirmeliyiz.
Gıda ve Enerji Güvenliği: Yeni Dönemin Gerçek "Para Birimi"
Ekonomik istikrarı sadece makro rakamlar üzerinden okuma tek başına yeterli değil. Artık "enerji güvenliği" kavramının yanına, iklim değişikliği ve savaşlarla doğrudan ilişkili olan "gıda arz güvenliği" konularını da ele almak gerekiyor. Enflasyonla mücadelede gıda fiyatlarındaki oynaklığın yarattığı tahribatı engellemek, yapısal bir gıda stratejisi gerektiriyor. Gıda fiyatlarındaki her sapma, beklenti kanalından da enflasyon üzerinde önemli bir atalet etkisi oluşturuyor.
Öngörülebilirlik En Büyük Sermaye
Finansal Stres Endikatörlerimiz, sektörde kredi riskine dair öncü sinyaller sağlayarak, bize ileriye dönük projeksiyonlar sunmaya devam ediyor. Son veriler, bireysel ve tüzel segmentlerde henüz çok sınırlı bir bozulmaya işaret etse de jeopolitik gerginliklerin finansal koşulları uzun süre sıkı tutma potansiyeli yüksek. Özellikle savaşa dair belirsizlikler, 2026 yılı için öngördüğümüz %3’lük GSYH büyüme tahminimiz üzerinde bir baskı unsuru.
Türkiye, kriz yönetimi ve hasar kontrolünde dünya ölçeğinde yetkin bir ülke. Ancak mevcut küresel düzende sadece "dayanıklı" olmak yetmiyor, "öngörülebilir" olmak da gerekiyor. Enflasyonun kalıcı olarak tek haneli seviyelere indirilmesi yolunda atılacak proaktif adımlar, veriye dayalı stratejiler ve kurumsal güvenilirliğin tesisi, sermaye akışının yönünü kısa vadeli fırsatçılıktan uzun vadeli stratejik yatırımlara çevirecektir. Önümüzdeki iki yıl, küresel ekonomi açısından önemli bir dayanıklılık testi niteliğinde olacak. Bizler, bilimin ve verinin ışığında bu süreci yönettiğimiz takdirde, Türkiye’nin küresel ekonomideki yerinin çok daha sağlam bir zemine oturduğunu göreceğimize inanıyorum.