Copyright © 2025, T. Garanti Bankası A.Ş
Yeni bir yıla giriş dönemi, aynı zamanda geride kalan yılın bir değerlendirmesinin yapıldığı ve yeni yıla dair hedeflerin belirlendiği dönemdir. Yıl boyunca yaptığım iş seyahatlerinde, farklı coğrafyalardaki pencerelerden seyrettiğim manzaralar gösterdi ki finans dünyasında artık değişim bir seçenek değil, sistemin bizzat kendisi haline geldi.
Geride bıraktığımız aylarda piyasaların jeopolitik gerilimlere, teknolojik devrimlere ve sürdürülebilirlik odaklı yeni kurallara nasıl direnç gösterdiğine (ve bazen nasıl hızla uyum sağladığına) şahit olduk. Benim için 2025, yeni dünyanın karmaşık sinyallerini anlamlandırma yılıydı. Bu deneyimlerin ışığında 2026’ya bakarken küresel piyasalar için 2025 değerlendirmemi ve 2026 öngörülerimi kaleme aldım.
Büyüme Kompozisyonu, Ülkeler Arasında Belirgin Biçimde Ayrışıyor
Küresel ekonomi, belirsizliklerin gölgesinde ilerlerken ılımlı ama görece istikrarlı büyüme politikasını koruyor. IMF’nin güncel projeksiyonlarına göre önümüzdeki iki yıl için büyüme oranları %3,2 ve %3,1 seviyelerinde öngörülüyor. Bu tablo, küresel ekonominin ivme kaybetmeden yoluna devam ettiğine işaret ediyor. Ancak büyüme kompozisyonu, ülkeler arasında belirgin biçimde ayrışıyor: Gelişmiş ekonomiler yaklaşık %1,5 ile sınırlı bir performans sergilerken gelişmekte olan ülkeler %4’ün üzerindeki büyüme oranlarıyla küresel büyümenin ana taşıyıcısı konumunda.
Finansal piyasalar cephesinde ise dengelerin yeniden kurulduğu bir döneme girildiği görülüyor. Amerikan doları küresel sistemdeki merkezî konumunu korusa da genel beklenti değer kaybının kademeli biçimde devam edeceği yönünde şekilleniyor. Bu görünüm, gelişmekte olan ülke para birimlerine alan açıyor. Rusya, Brezilya, Macaristan ve Meksika gibi ülkeler bu yıl dolar karşısında en güçlü performans gösterenler arasında yer alıyor. Türkiye’nin de ilk 10’da bulunması, risk iştahının EM varlıklara yönelmeye devam ettiğine işaret ediyor. Sermaye akımlarında özellikle borçlanma piyasaları öncülüğünde gelişmekte olan ülkelere yönelme söz konusu. Çin hariç hisse senedi piyasalarındaki çıkışların son aylarda yavaşlaması dikkat çekiyor. Öte yandan küresel borsalar, teknoloji hisseleri ve yapay zekâ teması öncülüğünde tarihî zirvelerine yakın seyrederken yüksek değerlemeler, olası bir yapay zekâ balonu ve portföylerde artan hisse ağırlığı 2026’ya ilişkin temkinli beklentileri güçlendiriyor.
Küresel Ticarette Yeni Dalga
Elbette sürekli değişen siyasi dengeler ve gelişen teknoloji, küresel ticaretin yapısında yeni anlayışlar oluşturuyor. Bu nedenle küresel ticaretin yapısı artık, yalnızca maliyet ve verimlilik hesaplarına dayalı olan klasik anlayıştan hızla uzaklaşıyor. ABD, Avrupa Birliği, Japonya ve Güney Kore gibi büyük ekonomiler, tedarik zincirlerini jeopolitik uyum ve siyasi güvenilirlik kriterleri üzerinden yeniden kurguluyor. “Friend-shoring” olarak adlandırılan bu yaklaşım, ticarette siyaseten yakın ve güvenilir ülkelerin öncelik kazanmasını sağlarken küresel değer zincirlerinde yeni bir hiyerarşi yaratıyor. 2025 yılı itibarıyla küresel ticaret tartışmalarının en kritik kavramlarından biri hâline gelen bu eğilim, Türkiye açısından da önemli bir kırılma noktası niteliğinde. Özellikle Avrupa Birliği ile ekonomik ve ticari entegrasyonun derinleşmesi, Türkiye’yi yalnızca bir tedarikçi değil, aynı zamanda güvenilir bir üretim ve lojistik ortağı olarak öne çıkarıyor. Bu dönüşüm, Türkiye’nin küresel değer zincirlerinde daha görünür ve stratejik bir konum elde etmesi için önemli bir zemin sunuyor.
Karbon Düzenlemeleri ve Yeni Rekabet
Avrupa Birliği pazarı, özellikle Türkiye ihracatı için en çok kalemin satıldığı pazar olması açısından çok önemli. Dolayısıyla bu pazarda alınan kararlar, aralanan yeni kapılar, yeni istekler Türkiye başta olmak üzere pek çok dünya ülkesi için oldukça kritik. Avrupa Birliğinin 2026 itibarıyla tam olarak yürürlüğe alacağı Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM), Türkiye’nin ihracat yapısını ve rekabet gücünü doğrudan etkileyecek temel başlıklardan biri olarak öne çıkıyor. Özellikle karbon yoğun üretim yapan sektörler için maliyet baskısı artacak elbette. Yeşil dönüşüm yatırımlarını zamanında hayata geçiren şirketler Avrupa pazarında önemli bir avantaj yakalayacak. Bu yeni dönemde ticaretin önündeki engeller artık klasik gümrük vergileriyle sınırlı değil; karbon ayak izi, sürdürülebilir üretim süreçleri ve enerji verimliliği, pazara erişimin belirleyici kriterleri hâline geliyor. Türkiye’de kamu otoriteleri, üretim ve ihracatı AB standartlarıyla uyumlu hâle getirmeyi ve yeşil, yüksek katma değerli bir teknoloji ve hizmet ekonomisi inşa etmeyi hedeflese de bu dönüşümün hız kazanabilmesi için karbonsuzlaşmaya yönelik somut ve kapsamlı adımların daha da güçlendirilmesi gerekiyor.
Yeni Rekabet Parametresi: Yapay Zekâ ve Üretim Verimliliği
OECD ve McKinsey’nin 2025 öngörüleri, küresel ticarette rekabet ekseninin net biçimde değiştiğine işaret ediyor. Artık ülkelerin ve şirketlerin avantajı düşük işçilik maliyetlerinden değil; yapay zekâ destekli verimlilik, ileri otomasyon ve dijital üretim kapasitesinden kaynaklanıyor. Yapay zekâ tabanlı üretim hatları, gelişmiş optimizasyon yazılımları ve robotik otomasyon sistemleri, üretim hızını artırırken hata oranlarını düşürüyor; bu da maliyet yapısını ve rekabet gücünü kökten dönüştürüyor. Bu tablo, Türkiye’nin üretim üssü olma iddiasının ancak teknolojik dönüşümle birlikte anlam kazanabileceğini açık biçimde ortaya koyuyor.
Küresel ticaret yeniden şekillenirken teknoloji odaklı sektörler, hizmet ticareti, yeşil dönüşüm, güney–güney iş birlikleri ve tedarik zinciri çeşitlendirmesi öne çıkan başlıklar hâline geliyor. Ticaret savaşları ve artan korumacılık kısa vadede belirsizlik yaratsa da uzun vadede yeni üretim merkezleri ve alternatif tedarik noktaları için önemli fırsatlar sunuyor. Türkiye, sahip olduğu coğrafi konum, gelişmiş altyapı ve Çin ile derinleşen ekonomik ilişkileri sayesinde bu dönüşümde “üretim hub’ı” olma potansiyeline sahip ülkeler arasında yer alıyor.
Garanti BBVA Kurumsal Bankacılık Çözümleri
Bu küresel dönüşüm ortamında, finansal kurumların rolü de yalnızca fon sağlayıcı olmanın ötesine geçiyor. Bizi rakiplerimizden ayıran en temel özellik, BBVA’nın kazandırdığı küresel bakış açısı ve ürün deneyimini, yerel uzmanlık ve regülasyon bilgisiyle etkin biçimde harmanlayabilmemiz. Faaliyet gösterdiğimiz farklı coğrafyalardaki en iyi uygulamaları yakından takip ederek bu deneyimleri hızlı ve etkin şekilde ülkemize uyarlayabiliyoruz. Bu yaklaşımımızın uluslararası ölçekte de karşılık bulmasıyla yakın zamanda Euromoney tarafından “Türkiye’nin En İyi İşlem Bankası (Best Transaction Bank of Türkiye)” ödülüne layık görüldük.
Bu vizyon doğrultusunda, global dengeleri etkin biçimde kullanarak müşterilerimize uluslararası ölçekte değer yaratmak amacıyla özel bir masa yapılanması kurduk. BBVA’nın faaliyet gösterdiği 26 ülke ile doğrudan ve sürekli iletişim halindeyiz. Amacımız, farklı coğrafyalardaki fırsatları birlikte değerlendirmek, sinerji yaratmak ve müşterilerimize gerçek anlamda küresel çözümler sunmak.
Yalnızca operasyonel bir köprü değil, aynı zamanda güçlü bir danışmanlık rolü de üstleniyoruz. Yabancı müşterilerimizin Türkiye’deki ihtiyaçlarında, BBVA ve Türkiye’deki yerel ekiplerle koordinasyonu sağlayarak uçtan uca bir iletişim ve çözüm mekanizması kuruyoruz. Türkiye’ye yönelik yatırımlarda ise müşterilerimize M&A süreçleri başta olmak üzere stratejik destek sunarak doğru paydaşlarla doğru zamanda buluşmalarını sağlıyoruz.
Aynı yaklaşımı Türk müşterilerimiz için de global ölçekte hayata geçiriyoruz. Türk şirketlerinin BBVA coğrafyalarında tanınırlığını artırırken finansman, yatırım, yapılandırma ve stratejik büyüme gibi tüm ihtiyaçlarında yalnızca Garanti BBVA’nın değil, BBVA Grubu’nun tamamının yetkinliklerini ve ürün kapasitelerini devreye alıyoruz. Böylece müşterilerimize tek bir temas noktası üzerinden, gerçekten entegre ve küresel bir bankacılık deneyimi sunmayı hedefliyoruz.
Sektörde bizi öne çıkaran bir diğer önemli unsur ise kurumsal bankacılıktan nakit yönetimine, yatırım bankacılığı ürünlerinden yapılandırılmış finansmana kadar A’dan Z’ye geniş bir ürün ve hizmet yelpazesini müşterilerimize sunabiliyoruz. Geleneksel bankacılık çözümlerine ek olarak; Export Credit Agency (ECA) kredileri, Debt Capital Markets kapsamında Eurobond ihraçları, Credit Linked Note, JOLCO Financing gibi ikincil piyasa kredi çözümleri başta olmak üzere global ölçekte kullanılan ürünleri de müşterilerimizin erişimine açıyoruz.
Öte yandan Pivot Connect ürünümüz sayesinde, küresel ölçekte faaliyet gösteren firmaların ödeme süreçlerini ve bu süreçlere ilişkin raporlamalarını tek bir merkezden yönetebilecekleri entegre bir altyapı sunuyoruz. DTS ve TFS gibi ticaret zincirindeki tüm paydaşları bir araya getiren çözümlerimizle ise ticaret ekosisteminin sağlıklı gelişimine katkı sağlamayı ve müşterilerimizin finansal dayanıklılığını güçlendirmeyi temel önceliklerimiz arasında konumlandırıyoruz.
2026’ya Girerken…
2026’ya doğru yola çıkarken yanımıza almamız gereken en değerli varlık, sadece sermayemiz değil, değişimi okuma ve ona yön verme cesaretimiz olacak. Rakamlar her ne kadar yönümüzü tayin eden birer pusula olsa da bu yeni dönemin gerçek mimarları veriyi değerle, hızı ise net bir vizyonla harmanlayabilenler olacak. Gelecek, bizim için sadece beklenen bir takvim yaprağı değil, her stratejik kararda attığımız adımlarla bizzat şekillendirdiğimiz bir gerçeklik. Önümüzdeki bu yeni rotada birlikte ilerlemek, daha dirençli ve sürdürülebilir bir küresel ekosistem inşa etmek adına benim en büyük motivasyonum.