Dijital Dönüşüm Nedir? Hayatımızda Neleri Değiştirdi?

Kategori:Teknoloji

Günümüzde gazetelerde, televizyonlarda, iş hayatında ve hatta günlük sohbetlerde dahi en çok duyduğumuz kavramlardan biri kuşkusuz dijital dönüşüm... Özellikle son 10 yılda, hangi sektörde faaliyet gösterdiği fark etmeksizin tüm şirketlerde deyim yerindeyse “olmazsa olmaz” halini alan dijital dönüşüm, aynı zamanda günlük yaşantımıza da sirayet ediyor. Hatta pandemiyle birlikte hemen hemen tüm sektörlerde faaliyet gösteren pek çok kurumun, dijital dönüşüm sürecine çok daha hızlı girdiklerini gözlemledik. Peki, yepyeni ve ezber bozan iş yapış şekillerini tetikleyen, her birimizin yaşam tarzında ve alışkanlıklarında büyük değişimleri mümkün kılan dijital dönüşüm tam olarak nedir? Bu yazımızda dijital dönüşüme ve gelecekte bu alanda bizleri nelerin beklediğine daha yakından bakmak istedik.

Bu sorunların spesifik bir alana yönelik olması gerekmiyor. Hatta dijital dönüşüm tarımdan sanayiye, sağlıktan iletişime, eğitimden telekomünikasyona, finanstan ulaştırmaya tüm endüstrilerde bambaşka deneyimleri büyük bir hızla “yeni normal” haline getiriyor. İletişim ve bilgi teknolojilerinin sağladığı fırsatlar ile farklılaşan toplumsal ihtiyaçlara paralel olarak kurumlar çok daha etkin ve faydalı hizmetler sunmaya odaklanıyor. İşte tam da bu noktada verimi yükseltmek, kullanıcı/müşteri deneyimini artırmak ve insan kaynaklarından mümkün olan en iyi biçimde yararlanmak için organizasyonlar bütüncül bir dijitalleşme sürecini benimsiyor.

 

 

Dijital dönüşümün etkisini her yerde hissediyoruz

Endüstriler ve kurumlar dijital dönüşümü benimsediklerinde, sundukları tüm ürün ve hizmetler de doğal olarak dijitalleşiyor. Bizler de hayatımızı kolaylaştıran bu pek çok çözüme kısa zamanda alışıveriyoruz! Hatta dijitalleşmeye mesafeli yaklaşan veya doğru bir biçimde uyarlayamayan markaların ya da organizasyonların varlıklarını uzun vadede sürdürüp sürdüremeyecekleriyle ilgili tartışmalar da artmış durumda. Yeri gelmişken dijital dönüşümü biraz somutlaştıralım.

 

 

Büyük veri, yapay zekâ, nesnelerin interneti, artırılmış gerçeklik, robotik otomasyon, blok zinciri, kuantum bilişim, 5G teknolojisi… Yani akıllı evlerimizde akıllı çamaşır makinelerimizin biten deterjanı kendi kendine sipariş vermesinden tutun, bazen biz “leb” demeden “leblebi”yi anlayan chatbot’lara, bize özel kişiselleştirilmiş hizmetler sunan markalardan her yeni gün yepyeni mesleklerin ortaya çıkmasına kadar her şey dijital dönüşümle ilgili… Ödemelerimizi dijital cüzdanlarımızla yapıyor, ATM’lerden ihtiyacımız olan parayı QR ödeme sayesinde bir çırpıda çekiyor, sevdiklerimizle kilometrelerce öteden akıllı telefonumuz aracılığıyla görüntülü olarak haberleşiyoruz. Artık ameliyatlarımıza robotlar girmeye başlarken, çok daha başarılı cihazlarla hastalıkların teşhisinin çok daha kolaylaştığı bir çağdayız. Aslında bu durum çok da şaşırtıcı değil… Avrupa’nın en büyük yazılım şirketlerinden biri olan SAP’ın gerçekleştirdiği Dijital Dönüşüm araştırmasının sonuçları da dijital dönüşümün etkilerini neden bu kadar yoğun hissettiğimizi ortaya koyuyor. Araştırmaya göre, liderlerin yüzde 92’si dijital dönüşüm stratejilerinin temelinde kullanıcı deneyiminin olduğunu ifade ediyor.

 

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (Organisation for Economic Co-Operation and Development/OECD) Dijital Çağda Yaşam Nasıl? raporunda ise dijital dönüşümün etkileriyle ilgili dikkat çeken bazı veriler var. Rapor; güvenli dijital teknolojilerin, bu teknolojileri kullanabilme becerisine sahip olanların yaşamlarını iyileştireceğini söylüyor. Dijital ortamların ne kadar güvenli olduğu da tartışmaya açılan bir diğer konu. Dijital Çağda Yaşam Nasıl? raporunda öne çıkan başka bir tespit de şöyle: Dijital dönüşüm, hizmetlere ve bilgiye daha az maliyetle veya zamandan tasarrufla ulaşılmasını sağlıyor. Örneğin, evden çalışmayı mümkün kılarak ulaşımda geçen zamanı azaltıyor veya enerji verimliliğini artırıyor.

Ancak raporda şu kritik noktanın da altı çiziliyor: Dijital çağda sanal dünyada güvenle gezinme aşamasında bazı duygusal ve sosyal becerilerin gelişmesi yani “dijital okuryazarlığın” artması gerekiyor.

 

Sürprizlerle dolu bir çağ

Dijital gelecekle ilgili en çok tartışılan konulardan biri, robotların insanların işlerini elinden alıp almayacağı olsa da biz bu yazımızda “sürprizli” ve insan odaklı bir dijital çağı gözlerinizin önünde canlandırmanızı sağlayarak bitirelim istiyoruz. Ericsson’un yaptığı Tüketici Trendleri 2030 anketine göre, önümüzdeki yıllarda nesnelerin internetinden “duyuların interneti”ne (internet of senses) doğru giden bir rotada hızla ilerliyoruz. Hatta 2025’e gelindiğinde akıl, koku, görme yetisi, tat alma duyusu, dokunma ve duyma yeteneklerinin tümünü kapsayan “duyuların interneti” çağına giriş yapacağız. Ankette listelenen trendlerden öne çıkanlar ise şöyle:

 

  • Beynimiz arayüz olacak: Ankete katılanların yüzde 59 gibi önemli bir kısmı gidecekleri yeri düşüneceklerini ve varış rotalarının sanal gözlükleri sayesinde gözlerinin önünde belireceğini düşünüyor. Eğer bu öngörü gerçekleşirse klavyelere, mouse’lara, kumandalara yani hemen hemen hiçbir dijital cihaza ihtiyacımız kalmayabilir.

 

  • Sınırsız lezzete kavuşacağız: Yediğiniz yiyeceğin lezzetini dijital ortamda artıran bir cihazı ağzınıza koyduğunuzu düşünebiliyor musunuz? Böylece ne yerseniz yiyin o en sevdiğiniz ama belki de sağlıklı olmadığı için canınız her gün istese de kendinizi engellediğiniz yemeğin tadını alabileceğinizi hayal edin. İşte ankete katılanların yüzde 44’ü 2030’a gelindiğinde bunun mümkün olacağını öngörüyor. 

 

  • Birleştirilmiş gerçeklik (Merged Reality) dönemine gireceğiz: Ankete katılanlar içinde her 10 kişiden 7'si artırılmış gerçeklik ile sanal gerçeklik teknolojilerindeki ilerlemelerle birlikte birleştirilmiş gerçeklik çağının çok yakın olduğunu düşünüyor. Öyle ki, oyun dünyasının gerçek dünyadan hiçbir şekilde ayırt edilemeyecek kadar “gerçek” hale geleceği öngörülüyor.

 

Ne dersiniz? Sizce bizi nasıl bir gelecek bekliyor? Hayal etmesi bile heyecan verici!