Ekonomik Kararlar Alırken Ne Kadar Özgürüz? Özgür Müyüz?

Kategori:Finans

Bu yazıya birkaç soruyla başlayalım istiyorum. Sizce ne kadar rasyonelsiniz? Hayatınıza dair kararlar alırken mantığınızın sesini ne kadar dinliyorsunuz? Eğer yanıtınız, “Bizler derin düşünebilme yeteneğimizle diğer canlılardan ayrışıyoruz. Elbette genel olarak rasyonel kararlar alıyorum” olduysa, sizi şaşırtacağını düşündüğüm bir finans kavramından bahsedeceğim şimdi…

 

Davranışsal iktisat (behavioral economics) yaklaşımına göre bizler, iktisat biliminde öne çıkan geleneksel-klasik teoride ifade edildiği gibi kararlarımızı rasyonel biçimde alan “homo economicus’lar” değiliz. Homo economicus, hem maddi hem de manevi karar alma sürecinde sağlayabileceği en yüksek faydaya odaklanan ve bu nedenle her durumda mantığıyla hareket eden insan anlamına geliyor. 80’li yıllara kadar ekonomi dünyasında kabul gören hâkim görüş tam olarak buydu. İnsanların her zaman faydayı ve kârı maksimumda, zararıysa minimumda tutmaya yönelik davranışlarda bulunduğuna inanılıyordu. Davranışsal iktisat kuramıysa şöyle diyor:

Bu yaklaşım; paramızı yönetirken, alışveriş veya yatırım kararı alırken yalnızca ekonomik veya finansal göstergelerle değil, aynı zamanda kendi iç dünyamız, deneyimlerimiz ve sezgilerimizle de hareket ettiğimizi savunuyor.

 

70’li yılların sonunda ortaya çıkan ve 80’lerden itibaren etkisini göstermeye başlayan “davranışsal iktisat”, döneme hâkim olan temel iktisadi görüşün güncel durumdaki davranışları açıklarken eksik kaldığını, bu davranışları anlamlandırabilmek için psikolojik ve sosyolojik unsurların da analizlere dâhil edilmesi gerektiğini ortaya koydu. Davranışsal iktisadın önem kazanmasıyla birlikte bu alanda faaliyet gösteren bilim insanları da ödüller almaya başladı. Öyle ki 1978’de (Herbert Alexander Simon), 2002’de (Daniel Kahneman) ve 2017’de (Richard Thaler) verilen 3 Nobel Ekonomi Ödülü, “davranışsal iktisat” alanındaydı. [1]

 

Davranışsal iktisat, geleneksel iktisat yaklaşımından yöntem noktasında da ayrılıyor. Klasik yaklaşımda araştırma süreci, bir model ortaya atıldıktan sonra başlıyor. Davranışsal iktisat ise önce davranışa odaklanıyor. Dolayısıyla piyasadaki “gerçek” davranış biçimleri incelendikten sonra ortaya konan bir model üzerinden ilerleniyor. Yaklaşık 30 yıldır yatırımcıların nadiren geleneksel finans teorisine uyumlu davrandıklarının gözlemlenmesi sonucunda, davranışsal iktisat kavramının çok daha fazla gündeme gelmeye başladığını görüyoruz.

 

Davranışsal iktisat günlük hayatımızın neresinde?

Her şeye ve herkese yetişmeye çalıştığımız bir dünyada çoğu zaman farkına bile varmadan bazı davranış ve düşünce kalıpları geliştirebiliyoruz. Davranışsal iktisat yaklaşımı örnekleriyle bize nelerin tanıdık gelip gelmediğini gözden geçirmeye hazır mısınız? Hemen başlayalım!

 

Çapa etkisi (Anchoring): Çapa etkisi, en temelde zihnimizde daha sonra eylemlerimizi etkileyecek bir “düşünce çapalama” süreci. İnsan muhakemesi üzerinde en güçlü etkiye sahip olan bilişsel önyargılardan biri olan bu etki, karar verme sürecinde tercihlerin tersine dönmesi şeklinde yorumlanıyor. Örneğin bir marka, aynı ürünü daha önce tercih ettiğimiz rakip bir markadan daha pahalıya satıyor ancak farklı bir mağaza atmosferi ve söylemi sunuyor. Kahve aynı tatta olsa dahi daha pahalı olmasına rağmen bilişsel önyargılar edinerek o pahalı mağazadan kahve satın almaya istekli bir hale gelebiliyoruz.

 

Çapa etkisini sosyal hayatın pek çok alanında gözlemlemek mümkün. Örneğin, biri sokak hayvanları için bir dernekte görev aldığını söylese ve sizden bağış yapmanızı istese, bağışınızın miktarını neye göre belirlerdiniz? Bir de şöyle düşünün; bağış toplayan kişi gönüllülerin genelde 50 TL bağış yaptığı bilgisini sizinle paylaşsa, o zaman ilk anda düşündüğünüz miktarı değiştirir miydiniz? Çapa etkisini alışverişlerde de deneyimleyebilirsiniz. Hoşunuza giden bir gömleğin ücreti 200 TL olsa ve satıcıyla pazarlık yaparak fiyatı 170 TL’ye çekseniz daha mutlu olur muydunuz? Bir de şöyle gözünüzün önünde canlandırmanızı istesem yanıtınız ne olurdu? Örneğin, gömleğin fiyatı 180 TL’ydi ve pazarlık sonucu 170 TL’ye indi. O zaman ilk alışveriş senaryosundaki kadar mutlu hisseder miydiniz yoksa biraz daha pazarlık yapmak için kolları sıvar mıydınız? İşte çapa etkisi, biraz dikkatle yaşamımızın birçok noktasında varlığını tespit edebileceğimiz bir etki aslında…[3]

 

Varsayılan seçeneklere yatkınlık (Status Quo): Pek çok ülkede vatandaşlar doğrudan organ bağışçısı olarak kaydedilir. Bu durum söz konusu olduğunda organ bağışçısı olmak istemeyenlerin sistemden çıkmak için talepte bulunması gerekir. Fakat insanlar sistemden çıkmak için talepte bulunmaktansa, varsayılan seçeneği kabul eder ve organ bağışçısı olmaya devam eder. Bu gibi durumlarda sistemden çıkma talebinde bulunmamamız, genellikle varsayılan şekilde karşımıza çıkan seçeneği kabul edip değişiklik yapmamanın daha kolay olmasından, hatta zaman ayırıp tekrar bu konuyla ilgilenmek istemememizden kaynaklanır. [2]

 

Kayıptan kaçınma (Loss aversion): İşinizde aldığınız maaşa ek olarak yılda 4 kez prim kazandığınızı varsayalım. Normalde işvereniniz performansınızı her ay değerlendirip ikramiyeyi hak ettiğinize karar verirse, parayı hesabınıza yatırıyor olsun. Şimdiyse işvereninizin yeni bir ödeme şekline geçtiğini düşünelim. Bu sistemde, bir yıl içinde aldığınız 4 prim otomatik olarak yılın başında hesabınıza yatıyor olsun. Ancak primi hak edecek bir performansa sahip olamazsanız, prim bedelini işvereninize geri ödemeniz gereksin. Böyle bir durumda iyi bir performans gösteremediğiniz için o ay prim alamamanız mı sizi daha çok üzer yoksa yılın başında aldığınız ve hatta belki de çoktan harcadığınız primin tutarını düşük performansınızdan dolayı geri ödemek mi daha çok canınızı sıkar? Bu yaklaşımda kaybetmenin yarattığı hüzün, kazanmanın yarattığı sevince ağır basıyor. [4]

 

Son örnek ise davranışsal iktisat üzerine 2013 yılında yapılan bir TED konuşmasından… Alex Laskey adlı konuşmacı, onu izleyenlere şu soruyu soruyor: “How behavioral science can lower your energy bill?” (Davranış bilimi, enerji faturasını nasıl düşürebilir?) Sorunun cevabını merak ettiyseniz konuşmayı linke tıklayarak izleyebilirsiniz. [5]

 

İşte tüm bu örneklerde de görebileceğimiz gibi davranışsal iktisat, insan faktörünü ön plana alarak ortaya koyduğu deneyler ve gözlemlerle neden her zaman rasyonel kararlar alamayacağımızı bizlere gösteriyor. Ekonominin içine psikoloji ve sosyoloji gibi diğer sosyal bilimlerin de girmesi sonucunda rasyonel olmayan insan davranışlarının sebepleri daha anlaşılabilir hale geliyor. Her birimiz ekonomik hayatın içinde rol alan birer tüketiciyiz. Bu nedenle ekonomik kararlar almadan önce, karar almamızı sağlayan gerçek sebebin ne olduğunu düşünmek hepimiz için çok daha faydalı olabilir. Davranışsal iktisatla ilgili farkındalığımızı artırarak, otomatik hale gelmiş finansal veya finansal olmayan alışkanlıklarımızı keşfedebilir ve daha iyi seçimler yapmaya başlayabiliriz. Bugünden itibaren aldığınız kararlara ve attığınız adımlara bir de davranışsal iktisat çerçevesinden bakmaya ne dersiniz?

 

Kaynaklar:

[1] https://www2.deloitte.com/content/dam/Deloitte/tr/Documents/the-deloitte-times/TDT-haziran-2018.pdf – S:38

[2] https://ticaret.gov.tr/data/5b9623ea13b8761ce82c5e34/senin_kararin_mi.pdf - S:35

[3] https://ticaret.gov.tr/data/5b9623ea13b8761ce82c5e34/senin_kararin_mi.pdf - S:33

[4] https://ticaret.gov.tr/data/5b9623ea13b8761ce82c5e34/senin_kararin_mi.pdf - S:36

[5] http://www.alomaliye.com/2017/10/23/davranissal-iktisat-behavioral-economics/