New York İklim Haftası'ndan COP31’e Doğru: Enerji Dönüşümünün Finansmanı

New York İklim Haftası (Climate Week NYC); dünyanın dört bir yanından kamu kurumlarını, finans kuruluşlarını, şirketleri, yatırımcıları ve sivil toplumu her yıl bir araya getiren küresel iklim gündeminin en önemli buluşma noktalarından biri. Biz de ekipçe 4 gün boyunca bu diyaloğun parçası olmaktan çok mutlu olduk. Bu yıl New York’taki görüşmelerde en çok dikkatimi çeken şey, tartışmanın belirgin biçimde hedeflerden uygulamaya yönelmesiydi.

İklim hedefleri önemini elbette koruyor ancak artık “Neyi hedefliyoruz?” sorusunun yanında çok daha güçlü biçimde “Bu hedefi hangi projelerle, hangi finansman yapısıyla ve hangi risk paylaşımı modeliyle hayata geçireceğiz?” sorusu var. Taahhütlerin reel ekonomide karşılık bulabilmesi için uygulamaların nasıl hızlandırılacağına odaklanıyoruz.

"New York İklim Haftası'nda enerji dönüşümünün finansmanına ilişkin tartışmalarda üç başlık öne çıktı: Yatırım yapılabilir projelerin geliştirilmesi, risklerin doğru paylaşılması ve özel sermayenin harekete geçirilmesi."

New York İklim Haftasında enerji dönüşümünün finansmanına ilişkin tartışmalarda üç başlık öne çıktı: Yatırım yapılabilir projelerin geliştirilmesi, risklerin doğru paylaşılması ve özel sermayenin harekete geçirilmesi. UN Global Compact Leaders Summit’te katıldığım panelde de enerji dönüşümünü hızlandırmanın anahtarının sermayeyi yatırım yapılabilir projelerle buluşturmak olduğundan bahsettik.

Bugün sürdürülebilir yatırımlara yönelmek isteyen ciddi bir sermaye var. Buna karşılık, özellikle gelişmekte olan piyasalarda bu sermayeyi çekebilecek yatırım yapılabilir projelerin sayısı ihtiyaçla aynı hızda artmıyor. Dolayısıyla mesele yalnızca daha fazla kaynak bulmak değil. Güçlü bir yatırım fikrini; riskleri, gelir yapısı, vadesi ve finansman modeli doğru kurgulanmış bir projeye dönüştürmek.

New York İklim Haftası boyunca finans sektörü açısından öne çıkan temel soru da tam olarak buydu: Sermayeyle dönüşüm ihtiyacı arasındaki mesafeyi nasıl kısaltabiliriz?

Yatırım Yapılabilir Proje Nedir, Neden Önemlidir?

Bu mesafeyi kısaltmanın öncelikli adımlarından biri, güçlü yatırım fikirlerini yatırım yapılabilir projelere dönüştürmek. UN Global Compact Leaders Summit kapsamında katıldığım “Temiz Enerji Dönüşümünü Hızlandırmanın Önündeki Finansman ve Politika Engelleri” başlıklı panelde de yatırım yapılabilir projelerin geliştirilmesinin önündeki finansman engellerini ve risklerin doğru paylaşılmasının önemini ele aldık.

Enerji başta olmak üzere pek çok alanda yeni temiz teknolojiler giderek daha rekabetçi hâle geliyor ancak özellikle gelişmekte olan piyasalarda yüksek finansman maliyetleri, kur riski, düzenleyici belirsizlikler ve altyapı kısıtları, teknik açıdan güçlü projelerin bile finansmana erişimini zorlaştırabiliyor. Bu değişimin ölçeğini maliyet verileri de gösteriyor. Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansının (IRENA) Temmuz 2026’da yayımladığı son analize göre 2025’te devreye alınan büyük ölçekli yenilenebilir enerji projelerinin yüzde 90’dan fazlası, kendi pazarlarındaki en ucuz yeni fosil yakıtlı santralden daha düşük elektrik üretim maliyetine sahipti. Ancak teknolojinin giderek daha rekabetçi olması, bir projenin finansman açısından otomatik olarak cazip hâle geldiği anlamını taşımıyor. Asıl mesele, projeye özgü risklerin nasıl dağıtıldığı ve kim tarafından üstlenildiği.

Aynı projeye yatırımcı, banka, şirket ya da kamu otoritesi farklı açılardan bakabiliyor. Bir taraf için teknoloji riski öne çıkarken; diğer taraf için kur riski, gelir öngörülebilirliği ya da düzenleyici çerçeve belirleyici olabiliyor. New York’taki görüşmeler, mevcut sistemlerin sürdürülebilir dönüşümünü hızlandırmak için bu farklı bakış açılarını aynı masada buluşturmanın ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gösterdi.

Bir projenin yatırım yapılabilir hâle gelmesi, bütün risklerin ortadan kalkması anlamına gelmiyor elbette. Her riski, onu en iyi yönetebilecek tarafla buluşturmayı başardıktan sonra ancak bu projelerden yatırım yapılabilir olarak bahsedebiliriz. Özellikle gelişmekte olan piyasalarda yerel bankaların piyasayı, kur ve vade dinamiklerini yakından tanıması da bu yapılandırmada önemli bir avantaj sağlıyor.

Tüm bu dinamikler değişirken finans sektörünün rolünün aynı kalması da beklenemez. Bankalar olarak artık yalnızca finansman sağlayan bir paydaş değiliz. Doğru vade ve sermaye yapısının kurulmasından faiz ve kur risklerinin yönetilmesine, gerektiğinde garanti ve kalkınma finansmanı mekanizmalarının devreye alınmasından projelerin uygun sermaye kaynaklarıyla buluşturulmasına kadar pek çok alanda katkı sağlayabiliriz.

Geçiş Finansmanı Nedir, Neden Önemlidir?

New York İklim Haftası boyunca dikkatimi çeken bir diğer önemli nokta, sürdürülebilir finansman tartışmasının giderek daha somut bir zemine oturmasıydı. Finans sektörünün dönüşümde üstlendiği rol de bu kapsamda genişliyor. Artık yalnızca “yeşil” olarak tanımlanan yatırımların finansmanını konuşmuyoruz; emisyon yoğun sektörlerde faaliyet gösteren şirketlerin düşük karbonlu iş modellerine nasıl geçeceği de gündemin merkezinde.

Bu tablo, geçiş finansmanını giderek daha önemli hâle getiriyor. OECD rehberinde geçiş finansmanı; şirketlerin Paris Anlaşması’nın sıcaklık hedefiyle uyumlu net sıfır dönüşümünü, güvenilir kurumsal geçiş planlarına dayanarak hayata geçirmek için sağlanan veya kullanılan finansman olarak çerçeveleniyor. Garanti BBVA’da sürdürülebilir dönüşümdeki rolümüz, mevcut yeşil yatırımları finanse etmekle sınırlı değil. Elektrik üretimi, otomotiv, demir-çelik, çimento, havacılık ve petrol-gaz sektörleri gibi emisyon yoğun sektörlerde faaliyet gösteren müşterilerimizin geçiş hedeflerini yatırım yapılabilir planlara dönüştürmelerine yönelik finansman ve danışmanlık çözümleri de geliştiriyoruz.

Bir şirketin iklim hedefinin finansal açıdan karşılık bulabilmesi için o hedefin yatırım kararlarına dönüşmesi gerekiyor. Hangi teknoloji değişecek? Hangi yatırım ne zaman yapılacak? Ne kadar kaynak gerekecek? Enerji tüketiminde veya sera gazı emisyonunda nasıl bir iyileşme sağlanacak? İlerleme hangi verilerle takip edilecek?

Bence geçiş finansmanının gerçek değeri de burada ortaya çıkıyor. Uzun vadeli kurumsal iklim hedefleriyle bugünün yatırım kararları arasında güçlü ve ölçülebilir bir bağ kurabilmek önem kazanıyor. Bunu başarabilen şirketler süreci daha yönetilebilir hâle getirirken, finans kuruluşları da sermayeyi daha etkili biçimde yönlendirebiliyor.

Türkiye’nin Enerji Dönüşümünde Finansmanın Rolü Ne?

New York’taki temasların Türkiye açısından da önemli olduğunu düşünüyorum. Türkiye yenilenebilir enerji potansiyeli, güçlü sanayi kapasitesi ve Avrupa değer zincirleriyle yakın bağlantıları sayesinde enerji dönüşümünde önemli bir yatırım potansiyeline sahip. Bu dönüşümün işaretleri verilere de yansıyor. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Ağustos 2026 verilerine göre Türkiye’nin elektrik kurulu gücünün yüzde 62,9’u yenilenebilir kaynaklardan oluşuyor; Güneş’in toplam kurulu güçteki payıysa yüzde 22’ye ulaşmış durumda. Bu potansiyelin hayata geçmesi için yerel piyasa bilgisinin uluslararası sermaye ve doğru risk paylaşımı mekanizmalarıyla buluşması gerekiyor.

Garanti BBVA olarak EBRD, MIGA, GGF ve EFSE gibi uluslararası kuruluşlarla geliştirdiğimiz finansman ve risk paylaşımı mekanizmaları sayesinde yerel piyasa bilgisini uluslararası kaynaklarla buluşturabiliyor, şirketlerin farklı finansman ihtiyaçlarına daha uygun yapılar geliştirebiliyoruz.

New York İklim Haftasındaki görüşmelerde de gördük ki Türkiye’nin potansiyeli ilgi görüyor. Atılması gereken bir sonraki adımın, bu ilgiyi uzun vadeli yatırım iştahına çevirebilmek olduğu görüşündeyim. Bunun yolu da uluslararası yatırımcıların ilgisini tek tek işlemlerin ötesine taşıyıp enerji, sanayi ve altyapıda güçlü ve sürekliliği olan bir proje gündemi oluşturabilmekten geçiyor.

New York’tan Antalya’ya Hangi Gündemler Taşınıyor?

Bu yıl New York İklim Haftası’nın bizim açımızdan ayrı bir önemi daha vardı. Türkiye’nin Antalya’da ev sahipliği yapacağı COP31’e giden yolun önemli duraklarından biriydi. COP31, iklim gündemini birkaç günlüğüne Türkiye’ye taşımaktan öte bir fırsat sunuyor. Doğru değerlendirildiğinde enerji, sanayi ve altyapı dönüşümüne yönelik uluslararası yatırım ilgisini daha kalıcı hâle getirmeye ve yeni iş birliklerinin önünü açmaya katkı sağlayacağına inanıyoruz.

"COP31'e taşımamız gereken en önemli gündem; iklim dönüşümünü yalnızca hedefler ve taahhütler üzerinden değil, hayata geçen yatırımlar üzerinden konuşabilmek."

BBVA’yla birlikte COP31’in Küresel Bankacılık Partneri olarak bu sürece doğrudan katkı sunmayı hedefliyoruz. Özel sektörü, kalkınma kuruluşlarını ve yatırımcıları bir araya getirerek yatırım yapılabilir projeler, sürdürülebilir ve geçiş finansmanı çözümleriyle ihtiyaca uygun risk paylaşımı mekanizmaları üzerinde çalışmak istiyoruz.

Antalya’ya taşımamız gereken en önemli gündem; iklim dönüşümünü yalnızca hedefler ve taahhütler üzerinden değil, hayata geçen yatırımlar üzerinden konuşabilmek.İklim dönüşümü için ihtiyaç duyulan finansmanı konuşmanın ötesine geçip bu kaynakların gerçek ekonomide ölçülebilir etki yaratan yatırımlara yönelmesini nasıl sağlayacağız? New York’ta bu sorunun farklı boyutlarını konuştuk. Şimdi Antalya’ya, COP31’e giderken önümüzdeki görev; bu tartışmaları somut adımlara, hayata geçen projelere ve kalıcı iş birliklerine taşımak.

Etiketler:
  • Çevre

  • Temiz Enerji